‘Ekonomik kriz obeziteye neden oluyor’

149
obezite

Türkiye’de obezite oranları her geçen yıl yükseliyor. Korona virüsü pandemisi döneminde hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki değişiklik de obezite tehlikesini daha da arttırıyor.

Türkiye’de toplumun 3’te 2’sinin ‘obez‘ ya da ‘şişman’ olduğunu belirten Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Başkanı Ayhan Dağ’a göre ölümcül sonuçlar doğurabilen obezitenin nedenleri arasında ekonomik kriz ve gıda ürünlerinin fiyatlarının yüksek olması da yatıyor.

‘Modern çağın hastalığı’ olarak nitelenen obezite, vücutta neden olduğu problemlerin yanı sıra birçok ölümcül hastalığın da kaynağı olarak gösteriliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun sağlık araştırması verilerine göre Türkiye’deki obez sayısının nüfusa oranı her geçen yıl artıyor. Türkiye’de 15 yaş ve üstü obezite oranı 2008 yılında yüzde 15,2 iken 2019 yılında yüzde 21,1’e yükseldi.

Korona virüsü salgını sürecinde beslenme alışkanlıklarında yaşanan değişim ve hareketsizlik gibi nedenlerle obezite oranlarının daha da artış gösterdiğini belirten Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Başkanı Ayhan Dağ’a göre, ekonomik yetersizlikler nedeniyle gerekli besinlere ulaşamamak ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek zorunda kalmak da obeziteye neden oluyor.

Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Başkanı Ayhan Dağ

‘TOPLUMUN 3’TE 2’Sİ OBEZ YA DA ŞİŞMAN’

Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında obezite oranında ilk sırada yer aldığını, diyetisyenlerin sahadan aktardığı bilgilere göre pandemi sürecinde obezite oranlarının daha da arttığını belirten Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Başkanı Ayhan Dağ ile, “4 Mart Dünya Obezite Farkındalık Günü” dolayısıyla konuştuk. Türkiye’de toplumun 3’te 2’sinin ‘obez’ ya da ‘şişman’ olduğunu belirten Dağ’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Beş kişiden birinin ‘obez’ olduğu Türkiye’de tablonun her geçen gün artma eğiliminde olmasının nedenleri neler?
Türkiye şu an Avrupa’da obezite oranında birinci sırada. Bizi İngiltere, Macaristan ve Litvanya takip ediyor. Obezite ve şişmanlığı birlikte düşündüğümüzde Türkiye’de toplumun 3’te 2’si obez ya da şişman. Toplumun 3’te 1’i normal kilolu. Bu, çok ciddi bir halk sağlığı sorunu. Bunun temelinde yetersiz ve dengesiz beslenme yatıyor. 2020 küresel açlık indeksine baktığımızda dünyada 144 milyon çocuk yetersiz beslenmeye bağlı olarak bodur. 47 milyon çocuk aşırı zayıf, 5.3 milyon çocuk da 5’inci doğum gününü göremeden hayatını kaybediyor. Besine ulaşma, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak besin gruplarını yeterli düzeyde alamama çok önemli sorunlar olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra fiziksel aktivite yetersizliği de önemli bir sorun. Türkiye’de fiziksel aktivite alışkanlığı yaygın değil. Buna bağlı olarak diğer taraftan da porsiyon büyüklükleri de obeziteyi tetikliyor.

‘VATANDAŞ YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEYİ SAĞLAYACAK BESİN ÇEŞİTLERİNE ULAŞAMIYOR’

Beslenme alışkanlıklarına ilişkin neleri yanlış yapıyoruz? Bu konuda bilinç oluşturulamıyor mu ya da çabalar karşılık bulmuyor mu?
Yeterli ve dengeli beslenme dediğimiz kavram insanların dört temel besin grubunun dengeli ve yeterli bir şekilde tüketmesiyle ilgili. Günlük beslenmemizin dörtte birinin tahıllardan yani bulgur, pirinç, mısır vb. yiyeceklerden, dörtte birinin sebzelerden oluşması gerekiyor. Beslenmenin kalan yarısının üçte birinin meyve, üçte birinin et, yumurta gibi besinlerden, üçte birinin de süt ve benzeri ürünlerden olması gerekiyor. Ancak bu bahsettiğimiz yüksek proteinli besinlerin ya da süt ve süt ürünlerinin fiyatlarını görüyoruz. Vatandaş yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilecek bu besin çeşitlerine ulaşamıyor. Bu bir gerçek.

‘EKONOMİK KOŞULLAR DENGELİ BESLENMEDEN UZAKLAŞTIRIYOR’

Vatandaşların yaygın olarak ulaştığı besinlerin çorba, pilav ve makarna olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla buradaki beslenme modeli son derece sakıncalı. Aslında beslenmemizin dörtte birini oluşturması gereken besin grubu tamamını oluşturuyor. Sebze yok, meyve yok, süt yok, peynir yok. İçinde bulunulan ekonomik koşullar insanları yeterli ve dengeli beslenmeden uzaklaştırıyor. Belki insanların bu konuda bilinci var ama son üç beş aylık süreçte besin fiyatlarının inanılmaz rakamlara ulaşması da etkili. Pazara gittiğinizde bir kilo portakalın 7-8 lira olması beslenme modelini zorunlu olarak insanların az önce saydığım şeyleri tüketmesine neden oluyor.

‘Ekonomik kriz obeziteye neden oluyor’ diyebilir miyiz?
Tabii. Şunu söylemek lazım. İnsanların bu ekonomik sorunlara yeterli ve dengeli beslenmelerini sağlayacak besin çeşitliliğine ulaşamamaları, karbonhidrat içeriği yüksek besinlere yönelmeleri bu durumu etkiliyor. Bu tablo hem genel olarak sağlık sorunlarını hem de obeziteyi etkiliyor. İnsanlar ekmekle, makarnayla karın doyurmaya çalışıyor. Buna bağlı olarak da olumsuz etkileniyorlar.

‘OBEZİTE KANSER ÇEŞİTLERİ ÜZERİNDE DE ÇOK ETKİLİ’

Obezitenin neden olduğu diyabet, hipertansiyon başta olmak üzere çok sayıda hastalık bulunuyor. Kanserin dahi nedenleri arasında gösterilebiliyor. Bu hastalıklar üzerinden düşündüğümüzde obezite toplum sağlığını tehdit eden bir yerde mi duruyor?
Obezite tek başına estetik bir kaygıyı vurgulayan bir sağlık sorunu değil. Aslında obezitenin neden olduğu birçok hastalık var. Bunlardan biri diyabet, biri kalp ve damar hastalıkları… Sindirim sistemi hastalıkları gibi birçok hastalıkta obezite rol oynuyor. Obez bir bireyde diyabet varsa kilo verdiğinde, normal kilosuna geldiğinde diyabette düzelmeler ortaya çıkıyor. Kanser çeşitleri üzerinde de çok etkili. Bahsettiğimiz sağlık sorunları insanların ölümüne neden oluyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasında obezite en önemli faktörlerden biri.

‘COVİD-19, BESİN GÜVENCESİNİN ÖNEMİNİ GÖSTERDİ’

Korona virüsü sürecinde yeme bozuklukları ve eve kapanmanın ardından hareketsizlik de oldukça arttı. Pandeminin obezite üzerindeki etkisini gelecekte daha da mı hissedeceğiz?

Birleşmiş Milletler’in “2030 yılında dünyada sıfır açlık” projesi var. Ancak Covid-19 salgınına bağlı olarak bu projeye ulaşılamayacağı görülüyor. En azından dünyada 39 ülkenin, büyük kısmı Afrika’da olmak üzere, sıfır açlık hedefine ulaşılamayacağı ortaya çıkıyor. Covid-19 bize besin güvencesinin ne kadar önemli bir kavram olduğunu gösterdi. Yani insanların sağlıklı besinlere ulaşabilmesi ve bunun sürdürülebilir olması çok önemli. Türkiye geçmişte tarımsal bakımdan kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydi. Ancak şu an görüyoruz ki bu noktada değiliz. Azerbaycan’dan sıfır gümrük vergisiyle peynir getireceğiz diye bir haber vardı. Uruguay’dan, Arjantin’den getirilen etleri söylemiyorum. Kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyken bu noktaya gelmek son derece düşündürücü. Televizyon haberlerinde insanların kapanış saatine yakın pazarlara giderek çürük besinleri alma görüntüleri hakikaten son derece dramatik. Söyleyecek söz bulamıyor insan. Dolayısıyla Covid de bunu tetikledi. Çünkü insanların geliri azaldı. Gelir azaldıkça besine ulaşmak, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmek için gerekli gıdalara ulaşmak zorlaştı.

‘COVİD-19’DAN KORUNMAK İÇİN MUCİZE BESİN YOK’

Uzmanlar korona virüsünün olumsuz etkilerine karşı bireylerin bağışıklık sisteminin güçlü olması gerektiğine vurgu yapıyor. Obezite problemi yaşayanların korona virüsünden daha olumsuz etkilenme ihtimalleri var mı?
Bağışıklık sisteminin güçlü olması bu tür enfeksiyon hastalıkları için son derece önemli. Covid-19’dan korunmak için mucize besin yok. Ancak immun sisteminiz güçlüyse bu hastalık karşısında bir avantaj sağlıyorsunuz. Sağlıklı, dengeli beslenmenin, fiziksel aktivitenin ve düzenli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirdiği kanıtlanmış durumda. Covid-19 enfeksiyon hastalığı olduğu için bireylerde yüksek ateş ve solunum sıkıntısı açığa çıkıyor. Dolayısıyla bireylerin enerji, protein, vitamin gereksinimi de artıyor. Bu anlamda Covid-19 tanısı konulmuş bireylerin beslenmesinin buna göre planlanması gerekiyor. İmmun sistemini güçlendirmek için vitaminlerin etkili olduğunu biliyoruz. Bu dönemde yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülmesi son derece önemli.

EBEVEYNLERE DÜŞEN SORUMLULUKLAR

Pandemi döneminde uzaktan eğitim süreciyle birlikte çok sayıda çocuk bilgisayar başında eğitimlerine devam etti. Keza ebeveynlerde de evden çalışma oldukça yaygın. Bu süreçte ebeveynlere hem kendileri hem de çocukları için ne tür sorumluluklar düşüyor?
Yetişkinlerde ve çocuklarda bu dönemde en büyük sorunlardan biri bu oldu. Evde ya da bilgisayar başında çok zaman geçiriliyor. Ebeveynlerin çocuklarının beslenmesinde yeterli ve dengeli beslenme dediğimiz kavrama dikkat etmesi gerekiyor. Çocukları enerjisi yüksek, besleyici değeri olmayan atıştırmalık ya da abur cubur dediğimiz gıdalardan uzak tutmaları önemli. Bir ara öğün vereceklerse peynirli küçük bir sandviç olabilir. Taze meyve ya da salatalık gibi atıştırmalık sebzeler çocuklara sunulabilir. Enerji içeriği yüksek cips, gofret gibi gıdalardan çocukları uzak tutmak lazım. Bunların yanı sıra ebeveynler çocuklara rol model olarak fiziksel aktivitelerini arttırabilir.

‘ALDIĞINIZ ENERJİ İLE HARCADIĞINIZ ENERJİ DENGELİYSE OBEZİTE ORTAYA ÇIKMAZ’

Yetişkinler için günde 40 dakika orta tempoda yürüyüşün yeterli olduğunu söylüyoruz. Bunlara çocukları da katabilirler. Bilgisayar karşısında hareketsiz bir süreç son derece olumsuz bir durum. Obezitenin temel bir mekanizması var. Hormonal ya da metabolizmada bir sorun yoksa aldığınız enerji ile harcadığınız enerji dengeliyse obezite ortaya çıkmaz. Ancak aldığınız enerji fazla harcadığınız enerji azsa obezite kaçınılmaz. Diyetisyen meslektaşlarımızdan sahadan aldığımız bilgiler bu dönemde obezitenin arttığı yönünde.